· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 1
· Çevrimiçi Üyeler: 0
· Toplam Üye Sayısı: 1
· En Yeni Üye: Enson
|
|
|
Yaşamak ile inanmak bileşik kaplar gibidir. O nedenle, insanın inandığı gibi yaşamaması durumunda, yaşadığı gibi inanmaya başlayacağını söyler atalarımız... Kendi halinde bir hobi sitesine... Hoşgeldiniz...
|
|
|
Matematik flash animasyonları ve geri sayım resimleri... |
|
|
Ağaç yakma (wood burning)... |
|
Yada diğer isimleri ile pyrography, pyrogravure, pokerwork, ahşap yakma... hakkında wikipedia'nın Türkçe sayfalarında bir bilgi bulamadım, kısaca; ısı ile deseni, yada resmi, ahşaba aktarma, gölgelendirme sanatı diyebiliriz...
Havya ile yada trafolu bir cihaz ile ahşap yakma yapılabiliyor, burada kullanılan uçlar önemli, krom-nikel olmalı...
Yakma makinesi fiyatları ise çok değişken, özellikle trafolu olanlarda kim kaça satabilyorsa... aynı makinenin gittigidiyor veya sahibinden.com fiyatları bile çok farklı... almadan önce iyi bir araştırma yapmak lazım, tabi yurtiçindeki makine ve yurtdışındaki makine seçenekleri aeasındaki farklarda dağlar gibi...
Bu konu ile ilgili genelde internette birbirini taklit eden içerikler mevcut, kısmet olursa bu konu ile yazılara devam etmek,kendi yaptığım eserleride paylaşmak istiyorum...
Kenan Eroğlu'nun çalışmaları benim en sevdiklerimden...
Diğer bir ustanın, Münir Erbörü'nün sitesi...
|
|
|
Haram mal bir getirir, üç götürür... |
|
Mevlânâ Hazretleri ambarın içinde fareler varken buğday toplamanın gülünç olacağını söyler. Temelinde kötü niyet, yanlış yol bulunan biriktirmeler hayırla sonuçlanmaz. Ehl-i insaf insan kazancına dikkat eder. "Nereden gelirse gelsin, yeter ki gelsin!" demez. Helal kazanmak için kılı kırk yarar. O hassas insanların toprağına da bereket yağar.
Mevlânâ Hazretleri, "Önce fareyi def et sonra buğday topla" buyurur. Fareler ambarın içine kadar girmişse buğday toplamak gülünçtür. Bundandır ki her biriktirme artmayı sağlamaz. Temelinde kötü niyet, yanlış yol bulunan biriktirmeler hayırla sonuçlanmaz.
Ehl-i insaf, nereden nasıl gelirse gelsin, yeter ki gelsin, demez. Gelecekse hayırla, güzellikle gelsin, der.
Haram mal bir getirir, üç götürür.
Gafil adam bilmez ki şu ambarına doldurup durdukları bereketsizlik sebebidir. Üstelik var olan iyiliklerini de tüketip gider. Sanır ki bir + üç + beş = dokuz eder. Bilmez ki buz, ateşi görünce eriyip gider.
Behlül Dana Hazretleri, Harun Reşit'ten bir görev ister. Harun Reşit, ona çarşı-pazar ağalığını (denetimini) verir.
Behlül, hemen işe koyulur. İlk önce bir fırını denetler. Ekmekleri tartar, bütün ekmeklerin gramajı eksik çıkar.
Fırın sahibine sorar: "Durumun nasıl, geçinebiliyor musun?"
Fırıncı, bir dokun, bin ah işit, cinsinden. Sıkıntılarını anlatmaya başlar, bir türlü geçinemiyor, iki yakası bir araya gelmiyormuş...
Behlül bir şey demeden fırından ayrılır. Bir başka fırına geçer. Orada da ekmekleri tartar, bütün ekmeklerin gramajı ya tamam ya da bir miktar fazla. Fırıncıya sorar, "Geçimin nasıl, hâlinden memnun musun?"
Hamd olsun her şey yolunda, der fırıncı. Güzel güzel geçinip gidiyoruz.
Behlül başka bir yere uğramadan Harun Reşit'e gider ve ondan yeni bir görev ister.
Padişah, "Ne çabuk bıktın verdiğimiz görevden." diye sorar.
Behlül izah eder: Efendim, çarşı pazar kendi ağalığını kurmuş, herkes kendi yolunu kendisi seçmiş, seçtiği yola göre de cezasını, mükâfatını görüyor. Bana ihtiyaç kalmamış.
KAZANIYOR GÖZÜKENLER ALDANIYOR OLMASIN!
Ağalık çarşı pazarı tutmuş, herkes kendine bir kural koymuş, şeytanı bile atlatan hile yolları bulmuş, garipleri masumları aldatan tuzaklar kurmuş...
Varsın öyle olsun. Kazanıyor gözükenler günlük, mevsimlik sermayeleriyle övünüp sevinsinler.
Lakin, bütün hileleri, tuzakları, haksızlıkları gören, bilen biri vardır. Bütün yanlış birikimleri tepetaklak edecek bir güç, bir sonsuz âdil vardır.
Ya bu baş aşağı düşüşleri, devasa iflasları ne sanırsınız? Her şeyi helal yoldan kazanmak için kılı kırk yaran hassas yürekler de kendilerine salim bir yol tutturmuş giderler. Böyle hassas insanların toprağından bereketi çağıran bulutlar hiç eksik olmaz.
M. Said Türkoğlu | Link
|
|
|
Mâşaallah, bârekallah ile birlikte söylenmeli |
|
Mâşaallah kelimesi, o kadar güzel, o kadar sıcak bir ifadedir ki Allah’ın rahmaniyetinin ve rahimiyetinin söze yansımış halidir. Allahü Teala bu sözdeki rahmaniyetiyle yeryüzündeki bütün insanların o rahmetten nasipdar olmasını dilemiştir. Bu yüzden söylerken bazı değişikliklere uğraması pek ehemmiyetli değildir. Sözün içindeki rahmaniyet insanı kendine cezbetmiştir.
Dua manasına gelen Mâşaallah kelimesi, aynı zamanda ayet-i kerimedir. Kehf Sûresi’nde Hazreti Allah (cc) mal mülkle imtihan ettiği bir kişinin durumunu anlatır. Ve bu kişi arkadaşıyla konuştuğunda arkadaşının ona “Ne olurdu sen bu güzel cennete girdiğinde keşke ‘benim’ sevdasında olmasaydın, gururla girmeseydin de bunu ifade eden ‘Mâşaallah la kuvvete illa billah, bunu Allah diledi de oldu. Allah’tan başka bir kuvvet sahibi yoktur’, diye bu güzelliğin sahibine teslim eder bir halde olsaydın.” diye hitabı ve tavsiyesi vardır. BNazarı değen kişide kalbî bir niyet vardır. Kişi kötü bir niyet sahibi değilse nazarın tesiri fazla olmaz veya karşıdakinin helakine sebebiyet vermez. Ama bazen çok sevmenin de getirdiği kötü niyetli olmayan bir nazar şekli de vardır. İşte Mâşaallah kelimesi bu şekildeki niyeti def etmek içindir. Kötü nazar kötü niyetlerden dolayı değer. Bunun bertaraf edilmesi de kişinin itikadının, niyetinin düzgünlüğüyle oluşur. Mâşaallah, bu düşünce düzgünlüğünü ifade eden bir sözdür.
Mâşaallah deyince beğendiğimiz, sevdiğimiz, gördüğümüz bir güzelliğin esasında Allah’a ait olduğunu lisanen zikretmiş oluruz. Bu düşünce ile beraber bunu zikrettiğimizde artık o baktığınız şey Allah’ın mülkünde olduğu tasdiklenmiş bir mülk olarak envantere geçer. Dolayısıyla muhafazası da doğrudan külli iradeye teslim edilmiş olur. Kendinizden bilir de güzelliği ifade edip sahibini unutur bir vaziyette olursanız, adeta onun mülkünden bir şeyleri aşırmaya çalışan hırsız hükmüne girersiniz. Neticede ya bu bed nazarlı birinin lokması olacak, helakiyle vuku bulacak veya kişinin böbürlenmesiyle kaybolup gidecektir.
Mâşaallah; ‘bunu Allah diledi de oldu’ demektir
Mâşaallah deyip Allah’ın mülkünde olduğunu tasdik ederek o malı korumuş oluruz. Şöyle ki dünyevi nimetler insanın emrine verilmiştir ama bunların birçoğu fânidir. Mâşaallah diyerek bize ayrılan bir nimeti veya güzelliği Allah’ın bâki alemine iade etmiş oluruz. Dolayısıyla o malda mülkte fanilik en azından sizinle beraber olduğu müddetçe kaybolmaz, o nimetin yokluğunu hissetmezsiniz. Onu kendi hayatınız ve alakanız nispetiyle kayıt altına alırsınız.
Mâşaallah söz olarak, ‘bunu Allah diledi de oldu’ demektir. İnsana “Ne kadar çalışırsan çalış, neticede bunu Allah’ın verdiği bir değer olarak kabul edersen değerlidir; aksi halde bunların Allah katında hiçbir değeri yoktur” diyerek imanımızı da vesikalandırmış oluruz. Bu sebepten dolayı anne-babanın çocuğuna daha çok nazarı değdiği söylenir. Seven kişi sevdiğini muhabbetle o kadar sahiplenir ki bu durum Allah’ın rızasına muhalif olur. Bazen bu sevgiyle beraber nimetin sahibi unutulabilir. Fakat ‘Mâşaallah’ denildiğinde ‘benimalakam bu sevmekle yine O’ndandır’ manasına gelir.
Allah’ın nimetlerini sınırlandırırken âdet olmuş bir hudut çekeriz. Ondan evvel unuttuğumuz bir nimet de O’nu sevebilme nimetidir. Yeşili görmeniz bir nimettir; yeşili sevebilme kabiliyetini veren de yine Allah’tır. Mâşaallah kelimesi ile sadece nimeti kayıtlandırmaz, kendimizi de aradan çıkarmış oluruz. Nimete mazhar olan kişiyi de aradan çıkarırız. Bu manasıyla ‘Mâşaallah’ kelimesi pratik hayatta tevhidin ikrarının da ayrı bir tecellisidir. Çünkü tevhid mahlukatta Allah’ı müşahede etmek, deliller görmek olduğu gibi her nefeste Allah’ı bilmek manasına gelen geniş bir ifadedir. La ilahe illallah ‘Ben yokum ya rabbi Sen varsın’ demenin lafzî ifadesidir. ‘Mâşaallah’ kelimesi bu tevhidi ikrar ettiğinizin, sabit kadem olduğunuzun başka başka sahalarda tecelli etmesinin tasdiki manasındadır.
Bârekallah diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız
Efendimiz (sas)’den beri devam eden köklü kültürümüzde ‘maşallah’ ile beraber ‘barekallah’ kelimesi de kullanılır. Bu, “Allah diledi oldu; fakat Allah bunu sana lütfuyla vermiş olsun ki, sende bu mübarek olsun” anlamına gelir. Çünkü her nimet Allah’ın lütfundan değildir, bazen kahrından da olabilir. Biz bunu asla bilemeyiz. ‘Maşallah’ diyerek nimetin Allah’tan olduğunu tasdik eder, ‘barekallah’ diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız. Peygamber (sas) de bu şekilde yapmıştır.
...
|
|
“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Hırsımız, bencilliğimiz…”
Dünya bir garip han, bir hoyrat mekan,
İnsan bir garip varlık kabına sığmayan…
Hayat bir yudum su, bir anlık rüya…
Ömür bir kısa yol tekrarı olmayan…
Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul. Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilere danışarak tutasın, danışırsan yol alırsın, danışmasan yolda takılıp kalırsın oğul.
“Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgarında savrulup gidersin.”
Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun, bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun. Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmasın. Aslolan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sırlar vardır. Sırlar ki, ebedi muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken cennetin kapılarını aralayasın oğul.
“Öfken ve benliğin bir olup aklını yener! Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın, azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil, her işin gereğini vaktinde yap!”
Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerektir.
“Yolcu, buruk baş gerek
Gözde daim yaş gerek
Huy biraz yavaş gerek
Yoksa yollar aşılmaz.”. diyen ne güzel söylemiştir. Öfke benliğin yemi, en lezzetli gıdasıdır. Benlik semirdi mi irade yok olur gider. İradesi zayıflayanın ruhu intihar eder. Posalaşmış bir beden taşımak ne ağır zillet, ötelere kapalı bir ruh taşımak ne büyük ihanet.
Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. “Sabır kara bir dikeni yutmak, diken içini parçalayıp geçerken de hiç ses çıkarmamaktadır.” İnsan ocaklar gibi yanmalı, yanmalı da kimselere gamını ilan etmemelidir. Gözünü ötelere dikesin oğul, hesabını idealine göre yapasın. Şunu da asla unutmayasın: “Her şeyin vakti tayin edilmiştir. Vaktinden önce öten horozun başı kesilir.”
Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmakta kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaratan’ın kullarına ihsanıdır.
“Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme.”
Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hakim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini de sarraf bilir, sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın. Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez; sağırdır, kem sözü işitmez; dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi Hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.
“Ananı, atanı say; bereket büyüklerle beraberdir!”
Anadolu; içinden kıvrım kıvrım ırmaklar akan, ağıtları alev alev ciğerler yakan… “Ana”larla dolu olan…
Ana çile yumağıdır, oğul dua kaynağıdır. Ana yüreği narin bir ipek, ata bileği Hakk’ın diktiği en sağlam direktir. Ne ananın ince yüreğini yakasın, ne de babanın kapı gibi bileğini kırasın oğul. Yarın yuva kurduğunda ocağınla onlar arasında köprü olasın. Ana ve ata düşmemek için sırtımızı dayadığımız duvardır, yarın duvar yıkıldığında kıymetini anlarsın.
“Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler!”
Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan “sevgi”yle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur.” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul.
Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir.
İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı,
İyiliğe iyilik her kişinin kârı
Kötülüğe iyilik de, er kişinin kârıymış oğul.
Sen bizim rüyamız, sen bizim devâmız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun.
Kaynak | Link |
|
|
Beyniniz için faydalı 4 bitki |
|
Birçok şifalı bitki ve baharatın tıbbi etkisi bulunuyor. Bunların içinde beyin sağlığını da destekleyenler de var. İşte daha keskin bir zekaya sahip olmak için yemeniz gereken bitkiler!
Reader's Digest dergisinde yer alan habere göre, beyninizi, hafızanızı korumak ve kuvvetlendirmek istiyorsanız özellikle bu dört şifalı bitkiye odaklanmalısınız:
|
|
İnsan vav şeklinde doğar, bir ara doğrulunca kendini elif sanır.
İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.
Kulluğun manası vavdadır, elif uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.
O yüzden Lafz-ı ilahi elifle başlar. Elif kainatın anahtarıdır, vav kainattır.
Rabbi vav gibi mütevazı olsun ister kulları.
Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü Elifte kalmıştır.
İbrahim ateşte vavdır, Nemrut bizzat ateşe odun.
Yunus, vav olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.
İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.
Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?
Vavın elifle münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengeside o kadar düzgündür.
Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.
Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde eliftir, bir ilahi nefesle ahirde vav olur kainat.
Manayı bilmeyenler vav diyemez vay der.
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani vav olamadıkları için feryad edenlerin halidir.
Elif bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.
Herbiri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. Vav olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve Allah insana seslenir, peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem vav ol der insana.
"Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir."
Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?
İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;
"Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve Allah’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir"
Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.
İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!”
Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.
Secde et, vav ol, vay dememek için la şey olan insan herşey demek olan Rabbinin önünde...
Kaynak | Link |
|
Kimi dosta varır
Dosta bend olur
Kimi nefse uyar
Kahrolur gider
Kimi tevbe eder
Esfıya olur
Kimi inad eder
Eşkiya gider
Kimi gülistanda
Gonca gül olur
Kimi gonca güle
Har olur gider
Kimi Hakk'a bakar
Feyzi-yab olur
Kimi yüz çevirir
Taş olur gider
Kimi Hay'dan alır
Ehl-i hal olur
Kimi hayaldedir
Kal eder gider
Kimi Hakk aşıktır
Hem maşuk odur
Kimi Hakk değildir
Zay olur gider
Kimi AHMED seni
Uzaktan tanır
Kimi yaklaşır da
Kör olur gider...
03.10.1973
Ahmet soyyiğit
|
|
" ( Habibim) de ki; Şeytanların vesvesinden sana sığınırım Rabbim! Yanımda bulunmalarından da sana sığınırım"
Vesvese , namaza uygun olmayan şeylerin namazda iken insanın aklına gelmesidir Namazda iken şeytan tarafından insanın gönlüne atılan , insanı umutsuzluğa iten , namaza aykırı çirkin şekil ve düşüncelerdir
Mesela ; Senin namazın olmuyor , zaten kalbin bozuk olmasa namazda çirkin şeyler senin aklına ve kalbine gelmez Böyle bir namazı kılmasan daha iyi olur çünkü kabul olmaz
Şeytan bu düşünceleriyle mümini namazdan soğutur ve umutsuzluğa düşürür Nihayet ona namazı terk ettirir Şeytanın da zaten istediği budur Namazın içinde veya dışında şeytanın vesvese fırtınasına yakalanan bir insanın ilk ve tek yapacağı şey ayetlerde de ifade edildiği gibi Allah'a sığınmaktır
Allah'ı hatırlayan, onun huzurunda ve himayesinde olduğunu bilen, şeytanların şerrinden ve vesveselerinden Allah'a sığınan bir insana ne şeytanın ne de vesvesesi zarar verir
Mantık ta bir kaide vardır;"Tahayyül hüküm değildir" yani bir insan kalbiyle ve diliyle küfür etmedikçe hayaline gelen küfür,küfür sayılmaz Bir insan istemediği halde namazda iken namaza aykırı davranış , düşünce ve sözler insanın aklına ve hayaline geliyorsa,ona ve onun namazına zarar veremezÇünkü onlar onun kalbinin malı değildir İstemeden onlar onun kalbine ve hayaline gelmektedir
Bir insanın karnının içinde ve bağırsaklarında dolaşan necaset insanın aldığı abdesti bozmadığı gibi , insan namazda iken aklında ve hayalinde dolaşan vesveselerde namaza zarar vermez
Aynada görünen yılanın sureti insanı ısırmazYılanın kendisiyle uğraşmadıkça Arılar sokmaz, insan arılarla kavga etmedikçeVesveselerde böyledir,onlarla uğraşmadıkça onlar namaz kılanın namazına asla bir eksiklik vermez Asıl zarar tehlike zann-ı yani , vesveseyi kafaya takmak onu büyütmek ve zarar vereceğini düşünmektir
Vesveseden kurtulmanın anahtarı "Eüzü billahi mineşşeytanirracim" dir
"Hırsız içinde hiçbir şey olmayan eve giremez Şeytanın ,vesvesesiyle mümine musallat olması, müminin imanından kaynaklanırMümin dikkat etmeli Şeytana servetini kaptırmamalıdır"
|
|
|
|
Mesaj göndermeniz için üye girişi yapmış olmanız gerekmektedir.
|
|